YAHUDİLİĞİN DİĞER DİNLERDEN AYRILAN YÖNÜ-ULUSAL VAHİY
Yahudilik, diğer pek çok dinden ayrılan özgün bir özelliğe sahiptir: Ulusal Vahiy. Bu kavram, Tanrı’nın vahiy yoluyla insanlara seslenmesinin, yalnızca bir bireye ya da küçük bir gruba değil, bütün bir ulusa yönelik olarak gerçekleştiğini ifade eder. Yahudi geleneğinde bu olay, Sinay Dağı’nda İsraeloğulları’na On Emir’in verilmesiyle doruğa ulaşır. Bu, Yahudiliğin ilahi kökenine dair hem tarihsel hem de teolojik bir iddia sunar ve aynı zamanda akılcı bir yaklaşımı da bünyesinde barındırır. Şimdi bu konuyu daha derinlemesine inceleyelim.
Ulusal Vahiy, Yahudiliğin temel bir ayrım noktasıdır çünkü vahyin bireysel bir deneyim olmaktan çıkıp kolektif (topluca) bir tanıklığa dönüşmesi, onun güvenilirliğini ve evrenselliğini artırma amacı taşır. Örneğin, Hristiyanlıkta ve İslam’da vahiy genellikle peygamberler gibi seçilmiş bireyler aracılığıyla gelir ve bu bireylerin tanıklıklarına inanmak, inancın bir parçasıdır. Yahudilikte ise Sinay Dağı’ndaki vahiy, bir ulusun tamamının -kadın, erkek, çocuk, yaşlı- doğrudan tanık olduğu bir olay olarak anlatılır. Talmud’a göre, bu olayda yaklaşık 600.000 yetişkin erkek ve aileleriyle birlikte milyonlarca insan hazır bulunmuştur. Bu ölçekte bir tanıklık, vahyin doğruluğunu sorgulayanlara karşı bir argüman olarak sunulur: Böylesine büyük bir topluluğun ortak bir yalanı uydurması ya da kabul etmesi mantıksızdır.
Yahudiliğin ilahi kökenine akılcı yaklaşım burada devreye girer. Ulusal Vahiy, yalnızca inanca dayanmaz; aynı zamanda akıl ve mantıkla desteklenir. Yahudi düşünürler, özellikle Orta Çağ’da yaşamış olan Rambam (Maimonides) gibi filozoflar, bu olayı rasyonel bir temele oturtmaya çalışmıştır. Rambam’a göre, Sinay Dağı’ndaki vahiy, Tanrı’nın varlığını ve yasalarının otoritesini insan aklına hitap edecek şekilde ortaya koyar. O, vahyin doğruluğunu kanıtlamak için mucizelerin ötesine geçer ve toplu tanıklığın epistemolojik gücüne vurgu yapar. Bir bireyin yanılgıya düşmesi ya da halüsinasyon görmesi mümkün olabilir, ancak bir ulusun tamamının aynı anda böyle bir yanılsamaya kapılması akla aykırıdır. Bu, Yahudiliğin ilahi kökenini savunanlara güçlü bir argüman sunar: Eğer bu olay uydurma olsaydı, böylesine büyük bir kitlenin bunu nesilden nesile aktarması ve sorgulamadan kabul etmesi mümkün olmazdı.
Bununla birlikte, Ulusal Vahiy kavramı yalnızca bir tarihsel iddia değildir; aynı zamanda Yahudiliğin teolojik ve ahlaki yapısını şekillendirir. Sinay’daki vahiy, Tanrı ile İsraeloğulları arasında bir antlaşma (Brit) olarak görülür. Bu antlaşma, Yahudi halkını belirli ahlaki ve hukuki yükümlülüklerle bağlar. Akılcı bir perspektiften bakıldığında, bu yükümlülükler -örneğin On Emir- evrensel etik ilkelerin bir yansımasıdır: Öldürme, çalma, yalan söyleme gibi yasaklar, herhangi bir toplumun düzenini korumak için akla uygun kurallardır. Yahudilik, bu kuralların ilahi bir kaynaktan geldiğini iddia ederken, onların insan aklıyla da uyumlu olduğunu gösterir. Böylece, ilahi vahiy ile insan aklı arasında bir köprü kurulur.
Eleştirel bir açıdan bakıldığında, bazıları Ulusal Vahiy’in tarihsel gerçekliğini sorgulayabilir. Modern bilim ve tarih metodolojisi, böylesine büyük bir olayın arkeolojik ya da yazılı kanıtlarla doğrulanmasını zor bulabilir. Ancak Yahudi geleneği, bu olayın kanıtını yazılı metinlerde ya da fiziksel bulgularda değil, kolektif hafızada ve kesintisiz aktarımda (mesorah-nesilden nesile bu olayın anlatımında) arar. Bu, akılcı bir yaklaşımın sınırlarını zorlasa da, Yahudiliğin kendine özgü epistemolojisini yansıtır: Hakikat, yalnızca gözlemlenebilir verilerle değil, bir topluluğun yaşadığı deneyimle de doğrulanır.
İsraeloğulları'nın Ulusal Vahiy Deneyiminin Tasviri. Tanrı, Sinay Dağı'ndan Tüm Halkla Bizzat Kendisi Konuşmaktadır.
Tevrat’ta Ulusal Vahiy deneyimi, şu ayetlerde geçmektedir. Bu ayetler, Tanrı’nın İsraeloğulları’na toplu olarak seslendiği ve On Emir’i verdiği anları içerir:
Çıkış (Şemot) 19. Bölüm
Bu bölüm, Sinay Dağı’ndaki vahyin hazırlık aşamasını ve Tanrı’nın halka yaklaşmasını anlatır:
Çıkış (Şemot) 19:9
“Ve Tanrı Musa’ya dedi: İşte, sana bir bulut içinde geleceğim; halk benim seninle konuştuğumu duyacak ve sana sonsuza dek inanacak.”
(Burada Tanrı, vahyin halk tarafından doğrudan duyulacağını belirtir.)
Çıkış (Şemot) 19:16-19:
“Üçüncü gün sabah olduğunda gök gürlemeleri, şimşeklerle, dağın üzerinde yoğun bir bulut vardı; şofar (borazan) sesi çok güçlüydü ve kamptaki tüm halk titredi. Musa halkı Tanrı’yı karşılamak üzere kamptan çıkardı ve Sinay Dağı’nın eteğinde durdular. Sinay Dağı tamamen dumanla kaplanmıştı, çünkü Tanrı ateş içinde oraya inmişti... Ve şofarın sesi giderek yükseliyordu; Musa konuşuyordu ve Tanrı ona sesle cevap veriyordu.”
(Bu ayetler, vahyin tüm halkın tanık olduğu dramatik bir olay olduğunu gösterir.)
Çıkış (Şemot) 20. Bölüm:
Bu bölüm, On Emir’in verilişini içerir ve Ulusal Vahiy’in zirvesidir:
Çıkış (Şemot) 20:1-2:
“Ve Tanrı tüm bu sözleri söyleyerek dedi: Ben, seni Mısır diyarından, kölelik evinden çıkaran Tanrın Aşem’im.”
(Tanrı’nın doğrudan halka hitap ettiği ve kendini tanıttığı an.)
Çıkış (Şemot) 20:18-19:
“Bütün halk gök gürlemelerini, şimşekleri, şofarın sesini ve dağın dumanını gördü. Halk bunu görünce titredi ve uzakta durdu. Ve Musa’ya dediler: ‘Sen bizimle konuş, biz dinleyelim; ama Tanrı bizimle konuşmasın, yoksa ölürüz.’”
(Bu ayet, halkın vahyi doğrudan algıladığını ve Tanrı’nın sesinden etkilendiğini açıkça ortaya koyar.)
Tesniye (Devarim) 4. Bölüm:
Musa, daha sonra bu olayı halka hatırlatır ve Ulusal Vahiy’in eşsizliğini vurgular:
Tesniye (Devarim) 4:9-10:
“Yalnızca kendine dikkat et ve ruhunu iyi koru ki, gözlerinle gördüğün şeyleri unutmayasın... Tanrı’nın seni Horev’de (Sinay) topladığı gün, Tanrı bana dedi: Halkı benim önümde topla, onlara sözlerimi duyurayım ki, benden korkmayı öğrensinler...”
(Musa, vahyin toplu bir deneyim olduğunu hatırlatır.)
Tesniye (Devarim) 4:32-33:
“Sor bakalım, Tanrı’nın insanı yarattığı günden beri, göğün bir ucundan diğer ucuna kadar böyle büyük bir şey oldu mu, ya da duyuldu mu? Bir halk, ateşin ortasından Tanrı’nın konuştuğunu duydu mu ve senin duyduğun gibi yaşadı mı?”
(Bu ayet, Ulusal Vahiy’in benzersizliğini ve halkın Tanrı’yı doğrudan duyduğunu vurgular.)
Bu ayetler, Yahudilikte Ulusal Vahiy’in temelini oluşturan metinlerdir. Sinay Dağı’ndaki olay, Tanrı’nın sesinden, tüm İsraeloğullarının bu vahyi bizzat duyduğu ve tanıklık ettiği bir an olarak Tevrat’ta yer alır.
Sonuç olarak, Ulusal Vahiy, Yahudiliğin diğer dinlerden ayrılan en çarpıcı yönlerinden biridir. Bu kavram, Tanrı’nın vahyini bireysellikten toplumsallığa taşıyarak hem teolojik bir iddia hem de akılcı bir savunma sunar. Sina Dağı’ndaki olay, Yahudi halkını yalnızca bir inanç topluluğu değil, aynı zamanda bir antlaşma toplumu haline getirir. Rambam gibi düşünürlerin katkılarıyla, bu vahiy akıl ve mantıkla uyumlu hale getirilmiş, böylece Yahudiliğin ilahi kökeni sadece iman değil, rasyonel bir kabulle de desteklenmiştir. Bu yönüyle, Yahudilik, ilahi olanla insan aklı arasında benzersiz bir denge kurmayı başarır.
Şalom.